Varna, resmi rakamlara göre nüfusu 500.000 civarında olan ancak orada yaşayanların 750.000 olarak belirttiği Türkiye standartlarına göre orta büyüklükte bir şehir. Varna halkının iddiasına göre nufus olarak plovdiv'in ardından Bulgaristan'ın 2. büyük kenti. Golden Sand's den orman içinden geçen kıvrımlı yolları kullanarak ayrılıyoruz. Kendisi Bulgar Türklerin den olan rehberimiz Vedat bey, şoförlerin ses sistemini açıp mikrofonu çalıştıramaması ve sonradan çalışmadığını anladığımız air condition'ın fanlarının gürültüsü arasından sesini duyurabilmek amacıyla çıplak sesiyle nerdeyse bağırarak yol üzerinde gördüğümüz bazı mekan ve yerleri tanıtmaya başlıyor. Hava 22-23 derece civarlarında. Mayıs ortası için oldukça iyi bir sıcaklık. Yol üzerindeki turistik mekanlar, yaz sezonuna hazırlanmak amacıyla hummalı çalışmalar yapıyorlar. Günlerden cumartesi, yakın şehirlerden yada Varna'dan gelen yerli turistler nedeniyle ortalama bir doluluk mevcut. Yol üzerindeki Billboard larda genellikle disco ve gece kuluplerinin ilanları var. Golden Sand's in yazlık kulüpleri ilanlardan gördüğümüz kadarıyla birer birer sezon açılışı yapıyorlar. Varna yolu üzerinde 1989 yılında bulgar Türklerini isim değişikliğine zorlayan Jivkov'a ait saraylar mevcut. şu an bu saraylar otel olarak hizmet veriyorlar.

Golden Sand's ve yine Varna yolu üzerindeki Golden Beach(Altın Sahil) de turizm yatırımları, komünist dönemde her birine bir anda 100'er adet otel inşaatının temeli atılarak başlatılmış. Ancak bu merkezi planlama çok ileriyi göremiyor olacakki oteller günümüz standartlarına göre bir turizm kenti için oldukça düşük standartlara sahip. Daha çok apart hotel görünümünde. Varna şehri Bulgaristan için bizim Antalya'nın karşılığı. Bu şekilde bakıldığında standartlar çok düşük. Komünist dönemde başlatılan bu otel inşaatlarında daha çok Türk işçiler çalışmış. Halen Bulgaristan inşaat sektöründe ağırlıkta Türk işçiler çalışıyorlar. Ormanlık olan bu alanda inşaat sırasında daha önceden hesaplanmamış bir engelle karşılaşılıyor. Yılanlar... İşçiler ve şantiyeler yoğun yılan saldırısına maruz kalıyorlar ve işler nerdeyse durma noktasına geldiği anda komünist yönetim bir çare buluyor. Tüm ülkeden ve Romanyadan Kamyonlar dolusu Kirpi getirilerek bu bölgeye salınıyor. Bu kirpiler yılanları avlayarak bölgeyi temizliyorlar ve inşaatlar devam ediyor. Üzerinden geçen yıllara rağmen hala bölgede pek çok kirpi görmek mümkün. Elbette bu kirpilerin ekolojik denge üzerindeki etkileriyse ayrıca bir çalışma konusu olmaya aday.

Varna'nın kuzey girişindeki denizcilik müzesi ve parkı, mutlaka gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Varna Center olarak anılan şehir merkezine kadar uzanan bu park oldukça bakımlı ve güzel. Bu parkın sahil tarfına ise İstanbul'daki Reina, Sortie gibi yazlık mekanların benzerleri yada küçük kopyaları yapılmış. Oldukça büyük bir alanı kaplayan bu parka varnalıların ilgisi büyük. Bu parkın hemen üst kısımlarında ise çoğu bölgesi araç trafiğine kapalı ve sağlı sollu restaurant, cafe, butik ve mağazaların konumlandığı ve bizim Taksim ve İstiklal caddesini andıran bir meydan var. Şehrin kalbi burada atıyor demek mümkün. Buradaki cafe ve mağazalara yoğun bir ilgi var. Dünya markalarını burada çok fazla bulamıyorsunuz ve mağazalar oldukça küçük. Dolaşırken Ramsey'e ait bir mağaza gördüm, bunun haricinde çok fazla Türk markası yoktu. Yine bu kesimde faaliyet gösteren bir Türk lokantasıda mevcut. Döviz yada Türk liranızı buralarda sıklıkla bulunan bir döviz büfesinden değiştirmeniz sizin avantajınıza olacaktır. Zira en uygun kurlar burada. Ancak yinede dikkatli olun çünkü günümüzde kullanılmayan eski Bulgar paralarının turistlere yeni paraymış gibi verilmeye çalışıldığını belirtmeden geçmeyeyim.

Bu bölgede dolaşırken çok fazla yabancılık çekmiyorsunuz. Etrafta çok fazla Türkçe konuşan insanlar var. Bunlar Varna'da okuyan Türk öğrenciler, Bulgar Türkleri ve Türkçe konuşan Roman'lar. Varna'nın 6 üniversitesinde okuyan çok fazla Türk öğrenci var. Ayrıca ülkedeki Roman vatandaşların nerdeyse tamamının ana dili Türkçe. Bulgarlar ise çok fazla Türkçe bilmiyorlar. Bu kadar içiçe yaşamalarına rağmen Türkçe öğrenmemiş olma sebepleriyse tamamen geçmişte Türklere yönelik yapılan asimilasyon politikasına dayanıyor. Bulgarlarla ingilizce anlaşmanız mümkün. Taksi şoförleri, satıcılar, garsonlar vs. şaşırtıcı derecede çok insan ingilizce biliyor. Bulgar dili rusçaya çok benziyor. Her ne kadar onlar farklı desede konuşma şekilleri ve pek çok kelime rusça konuşan insanları dinlediğiniz izlenimi uyandırıyor. Tabelalarda Kril alfabesi yaygın ancak ingilizce olanlarada rastlanabiliyor.

Varnadaki ilk öğle yemeğimizi buradaki meydana yakın bir cafede yedik. Ünlü Şopska salataları gerçekten lezzetli. Bizdeki kaşar peynirine benzeyen Kaşkaval peynirini hamur un içine koyarak yaptıkları Kaşkaval panede favorilerim arasında. Ayrıca buradaki restoranlarda deniz ürünlerinden her nevi et e kadar çok geniş menüler bulabilirsiniz. Yemekler lezzetli ve fiyat olarak uygun. Bu bölge aynı zamanda şehrin kültür hayatınında merkezi. Tiyatro, opera, üniversite, müze ve sanat merkezlerinin çoğu bu bölgede.

Etrafta hediyelik eşya satan küçük tezgah ve işportacılar var. Pazarlık etmeyi unutmayın. Alış veriş için Varna cazip bir şehir değil. Giyim, kuşam, elektronik yada kozmetik konusunda fiyatlar Türkiye'den daha pahalı. Çeşit az ve çok fazla seçeneğiniz yok. Mutlaka alış veriş yapacağım diyorsanız bu bölgeye biraz uzak olan Varna Mall olarak adlandırdıkları bir alışveriş merkezine taksi ile gidebilirsiniz. Taksi fiyatları çok pahalı değil. Taksiciler genelde taksimetre kullanıyor ancak bizdeki taksi sorunları buradada mevcut. Bazı taksimetreler hileli ve normalin 4-5 katı ücret yazabiliyor. Taksicilerin bir kısmıda bizdekiler gibi kısa bir mesafe olsa dahi yolu uzatarak sizden haksız kazanç elde edebiliyor. Dikkatli olmakta fayda var.

Varna mimari açıdan diğer avrupa kentleriyle karşılaştırıldığında biraz sönük kalıyor. Şehirdeki eski yapılar genel olarak Osmanlı etkisi taşıyor. Şehir farklı kültür ve medeniyetlerin etkisi altında kalmış olsada, bu etkiyi mimari açıdan pek fazla taşımıyor. Genelde eski rus tarzı binalar, Osmanlı eserleriyle harmanlanmış durumda. Görkem ve işçiliğiyle hayranlık yaratan ve avrupada çok fazla görebileceğiniz "art neuve" akımı buralara fazla uğramamış görünüyor. Şehir mimari açıdan eski ve bakımsız.
Bogorodichno Katedrali dışında büyük ve görkemli ibadethaneler yok. Bu katedralse mimari açıdan avrupadaki benzerlerinin arasında oldukça gölgede kalıyor. Elbette bunlar benim fikirlerim. Konu hakkında uzman olmadığım için yanılıyor olabilirim. Bu konuya meraklıysanız gitmeden daha detaylı bir araştırma yapmanızda fayda var.
Akşam saatlerine yakın kısa şehir turumuzu bitirerek otelimize doğru yola çıkıyoruz. Ertesi gün Türklerin yoğun olarak yaşadığı Balçık kasabasına gün boyu sürecek bir tur yapacağız.