26 Haziran 2009 Cuma

Medya Hataları


Hepimizin bildiği gibi magazin dergilerinin kapak kızları, ünlü yada ünlü olmaya aday seksi kızlardan, mankenlerden veya sanatçılardan seçilir. Bu ünlüler en seksi pozlarını bu yayınların kapak sayfasında olabilmek için verirler ve bir çoğunun kariyerleri bu fotoğraflarla ciddi gelişimler gösterir. Geçmişin seksi yıldızları Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı, Seda Sayan, Banu Alkan, Oya Aydoğan vb. gibi yüzlerce ünlüde bu kapaklara sayısız pozlar verdiler. Ancak Kadir İnanır, Tarık Akan gibi ünlülerinde bu kapaklara seksi pozlar verdiğini biliyormuydunuz. Hatta onların "kapak kızı" olduklarını iddia edersek ve bunu bir kanıta dayandırırsak sanırım yalan söylemiş olmayız. Zira kanıtlarımız aşağıda mevcut. İzleyin...


İşte Ahu Tuğba. Erkekçe dergisine transparan bir kıyafetle verdiği bu pozla kapak olmayı başarmış.

Yine Ahu Tuğba. Buraya kadar problem yok.

Ve işte sürpriz kapak kızımız Tarık Akan......
FLAŞ FLAŞ FLAŞ!!!!

Kadir İnanır'ı kapak kızı olarak nasıl buldunuz ;)

Medya ve gazetelerin web editörlerinin yaptığı binlerce hatadan sadece birtanesi bu. Ne yazıkki bu önemli sitelere bizim amatör sitelerimize gösterdiğimiz özen ve önemin onda birini göstermiyorlar.
Bakalım eski kapak kızı ünlülerimiz bu konuda neler söyleyecekler.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Hong Kong Seyahati - 2

Bir önceki yazımda Hong Kong'da alışverişle ilgili faydalı bilgiler sunduğumu zannediiyorum. Umarım sizin için doyurucu olmuştur. Bu konuda ek yardıma ihtiyaç duyarsanız lutfen bana ulaşın.
Gelelim Hong Kong'da yeme içme konusuna. Dünyanın her mutfağından restaurant bulunan Hong Kong tam anlamıyla bir yemek cenneti. Özellikle Island'da bulunan Soho semti bu konuda muhteşem. Şehirde faaliyet gösteren 2 Türk Lokantası var. Bunlardan bir tanesi Istanbul Express adındaki döner büfesi tarzında küçük bir lokanta. Çeşitli semtlerde açılmış şubeleri var. Sanırım Tsim Sha Tsui'de 2 Wan-Chai'de 1 olmak üzere 3 şube. Bir diğeriyse Merhaba restaurant. Her ikisindende üst seviyede lezzet beklemeyin. Merhaba Restaurant diğerine göre lezzet ve ambiyans konusunda bir kac adım daha önde. Bunun yanında tüm zincir fastfoodların hemen her köşede şubelerini bulabilirsiniz. Hemde bizdekiyle karşılaştırıldığında çok komik fiyatlara. Bütün bunlarla birlikte, the Spagetti House zincirlerinde italyan makarna, ravioli ve risottolarının enfes örneklerini deneyebilir, Steak house larda Avustralyadan ithal edilen Angus sığırına ait leziz bifteklerin tadına bakabilirsiniz. Yada bir çin lokantasında pekin ördeğinin tadına bakabilir yada birbirinden enfes deniz ürünlerinin keyfini çıkarabilirsiniz. Kısaca sanırım dünyada en fazla seçenek bu şehirde.


Alışverişimizi yaptık, karnımızı doyurduk şimdi gezilecek yerlere bir göz atalım.
Hong Kong turistleri için gidilmezse olmaz mekan The Peak adı verilen ve inanılmaz bir panoramik manzara sunan Victoria tepsidir. Ulaşım kolay sadece birine "the peak" deyin yeter.


Ocean Park ise muhteşem bir doğa ve eğlence parkı. Yunus ve fok gösterileri gerçekten göz kamaştırıcı. Panda'ları görmeyi sakın ihmal etmeyin.


Ünlü Disneyland'ın dünyadaki sadece 3 şubesinden birininde Hong Kong'da olduğunu söylemeyi unutmayalım.


Bunların dışında Hong Kong kıyı savunma müzesi, Uzay müzesi, Görsel Sanatlar Merkezi, Lantau adasındaki balıkçı köyleri ve Po Lin manastırındaki dev Budha heykelide görülmesi gerkenlerden.


Hong Kong, mağazaları, lokantaları, sosyal alanları ve eğlence mekanlarıyla dev bir alışveriş merkezi gibidir.
Biraz eğlenmek için binlerce seçenek olmasına rağmen benim favorim lan kwai fong'daki bar ve club lerdir.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Hong Kong Seyahati - 1


Hong Kong'u tanımlamaya hangi cümlelerle başlayacağını seçemiyor insan. Uzakdoğu'nın Manhattan'i, Londrası. Dünyanın her ülkesinden yemekleri barındıran bir cennet, lüks yaşantının egzotik kenti, alışveriş cenneti, elektronik deryası, ışıklar şehri, feng shui harikası, gökdelenler ormanı, uzakdoğunun finans merkezi, bankacılık merkezi, zenginler adası... Bu ve bunun gibi yüzlerce cümle kurulabilir Hong Kong la ilgili. Etkileyici olduğu kesin, büyülü bir mistik havası olduğu kesin. Sanırım hakkında kurulan cümlelerdeki her kelimeyi hak ediyor. Birlikte yaşama sanatı ve düzeni konusunda, trafik ve kent kültürü konusunda tüm metropollerin ders alması gereken bir şehir olduğuda kesin. Zira 1.092 km² lik bir alanda yaşayan 7.5 milyon insan. Milyonlarca turistte cabası. Ciddi anlamda nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz.
Öncelikle Honk Kong un coğrafyasıyla başlayalım. Küçüklü büyüklü yüzlerce adadan oluşan Hong Kong 2 ana parçaya ayrılmış durumda. Anakara Kawloon ve Hong Kong adası(Hong Kong Island). Kawloon kısmı kuzeyden Çin Halk Cumhuriyeti'nin Shenzhen kenti ile sınır. Hong Kong Island ise anakaraya köprü ve tunellerle bağlı büyükçe bir ada. Hong Kong adı geçince herkesin aklında canlanan yüksek ve görkemli gökdelenler çoğunlukla bu ada bölümünde. Hong Kong adası daha çok iş hayatının merkezi konumundayken, Kawloon ise günlük yaşam ve alışveriş merkezi hüviyeti taşımakta.
Hong Kong'un para birimi Hong Kong Doları. Yaklaşık değeri 1USD=7.7-7.8HKD 1HKD=20kuruş
Dünyanın en büyük havalimanlarından birtanesine sahip olan şehirde havalimanı yine bir ada üzerine deniz doldurularak yapılmış. Havalimanından şehre ulaşım oldukça kolay. Hemen havalimanının en alt katında bulunan otobüslerle, taksi ile ve yine havalimanının giriş katında bulunan Airport Express isimli hızlı trenle şehre ulaşabilirsiniz. En pahalı yol hızlı tren ve taksi. Ancak Hong Kongda bir kaç gün kalacaksanız alacağınız Octopus kart ile ulaşım giderlerinizi yarı yarıya düşürebilirsiniz. Buna Airport Express de dahil. Muhteşem bir metro ağına sahip olan şehirde hemen her yere bu yolla ulaşabilirsiniz. Metro işletmecisi MTR a ait logoyu şehrin heryerinde görmeniz mümkün.


Hong Kong gelişmiş turizmiyle yılın her döneminde yoğun bir şehir. Fuarlar, toplantılar, sempozyumlarda cabası. Bu sebeple gitmeden önce mutlaka otel rezervasyonunuzu yaptırmanızı tavsiye ederim. Hong Kong otelleri konusunda tüm alternatif ve fiyatları www.hotel.hk adresinden bulabilirsiniz. Sizlere tavsiyem Tsim Sha Tsui yakınlarında bir otel seçmenizdir. Böylelikle alışveriş merkezlerine, müzelere ve diğer turistik mekanlara ulaşım konusunda zorluk yaşamazsınız.
Hong Kong diyince hemen herkesin ilk aklına gelen konulardan biride alışveriştir. Sizlere bu konudada deneyimlerimi aktarmaya çalışacağım. Şehir gerçekten bir alışveriş cenneti. İrili ufaklı yüzlerce alış veriş merkezinde dünya markalarından tutunda yerel ürünlere kadar pek çok ürünün bulunabilmesi mümkün. Hong Kong da alış veriş üzerinden vergi alınmıyor. Dolayısı ile bir tax free cenneti.
700 den fazla mağazası, 50 restaurantı, sinemaları ve oteliyle bunlardan en büyüklerinden birtanesi Harbour City. Canton Road üzerinde bulunan bu alışveriş merkezini mutlaka gezmenizi tavsiye ederim. bir günde tamamını gezemeseniz bile sizin için inanılmaz bir alışveriş deneyimi olacaktır. Bunun dışında Hong Kong da kafanızı her çevirdiğiniz yönde dev alışveriş merkezleri yada büyük mağazalar göreceksiniz.


Elektronik alışverişi konusunda dikkat etmeniz gereken en önemli nokta Nathan Road. Tsim Sha Shui nin bu en buyuk caddesinde yol üzerinde yüzlerce elektronik mağazası göreceksiniz. Uzak durun. %99.9 u turist tuzağı. Binlerce farklı metodla aldatılabilirsiniz. Elektronik alışverişinde en önemli nokta fiyat ve güven. Bu konuda Fortress, Broadway gibi market türü mağazalara güvenebilirsiniz ancak bu her zaman fiyat açısından uygun seçenek değildir. En uygun seçenek dürüst lokal satıcılardır ki ne yazıkki bunlara ulaşmanız ilk seferde mümkün değildir. En azından bu yazıyı okumadan mümkün değildir ;) Bu mağazalar genelde arka sokaklarda yada iş merkezlerinin 2,3,4. katlarında bulunur. Düşük kar marjı ile sürümden kazanan dürüst kişilerdir. Müşterileri tüm dünyadan tavsiyeyle buralara ulaşır ve müşteri memnuniyeti esastır. Ben yaklaşık 8 yıldır kendim ve tüm dostlarım için King's Dragon isimli mağazadan alış veriş yaparım. Mody road üzerinde 2 kardeş tarafından işletilen bu mağaza güven ve düşük fiyat açısından tarafımdan defalarca denenmiştir. Tam bir Türk dostu olan Allan isimli mağaza sahibi size her konuda yardımcı olacaktır. Türk Konsolosluğu tarafındanda önerilen bu mağazada aradığınız ürün bulunmasa bile en uygun fiyatla hemen sizin için temin ederler.


20 Haziran 2009 Cumartesi

Bulgaristan-Varna Seyahati-3 (Fotoğraflar)


Bir önceki yazımda belirttiğim üzere bu gün eski bir Türk kasabası olan Balçık'tayız. Balçık küçük ve şirin bir kasaba. Hemen tüm binalar Osmanlı ve Türk karakteristiği taşıyor. Burada Kalkan Balığı yemenizi ısrarla tavsiye ediyorum. Balçık'a gelmeden önce ziyaret ettiğimiz Botanik Parkı ise gerçekten muhteşem. Binlerce çeşit çiçek, ağaç oldukça büyük bir alanda muhteşem bir düzenlemeyle sunulmuş. Size burayı daha iyi anlatabilmek için kendi çektiğim ve portfolyoma eklediğim fotoğrafları ardarda sunmak istiyorum. Mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer.










19 Haziran 2009 Cuma

Bulgaristan-Varna Seyahati-2

Varna, resmi rakamlara göre nüfusu 500.000 civarında olan ancak orada yaşayanların 750.000 olarak belirttiği Türkiye standartlarına göre orta büyüklükte bir şehir. Varna halkının iddiasına göre nufus olarak plovdiv'in ardından Bulgaristan'ın 2. büyük kenti. Golden Sand's den orman içinden geçen kıvrımlı yolları kullanarak ayrılıyoruz. Kendisi Bulgar Türklerin den olan rehberimiz Vedat bey, şoförlerin ses sistemini açıp mikrofonu çalıştıramaması ve sonradan çalışmadığını anladığımız air condition'ın fanlarının gürültüsü arasından sesini duyurabilmek amacıyla çıplak sesiyle nerdeyse bağırarak yol üzerinde gördüğümüz bazı mekan ve yerleri tanıtmaya başlıyor. Hava 22-23 derece civarlarında. Mayıs ortası için oldukça iyi bir sıcaklık. Yol üzerindeki turistik mekanlar, yaz sezonuna hazırlanmak amacıyla hummalı çalışmalar yapıyorlar. Günlerden cumartesi, yakın şehirlerden yada Varna'dan gelen yerli turistler nedeniyle ortalama bir doluluk mevcut. Yol üzerindeki Billboard larda genellikle disco ve gece kuluplerinin ilanları var. Golden Sand's in yazlık kulüpleri ilanlardan gördüğümüz kadarıyla birer birer sezon açılışı yapıyorlar. Varna yolu üzerinde 1989 yılında bulgar Türklerini isim değişikliğine zorlayan Jivkov'a ait saraylar mevcut. şu an bu saraylar otel olarak hizmet veriyorlar.

Golden Sand's ve yine Varna yolu üzerindeki Golden Beach(Altın Sahil) de turizm yatırımları, komünist dönemde her birine bir anda 100'er adet otel inşaatının temeli atılarak başlatılmış. Ancak bu merkezi planlama çok ileriyi göremiyor olacakki oteller günümüz standartlarına göre bir turizm kenti için oldukça düşük standartlara sahip. Daha çok apart hotel görünümünde. Varna şehri Bulgaristan için bizim Antalya'nın karşılığı. Bu şekilde bakıldığında standartlar çok düşük. Komünist dönemde başlatılan bu otel inşaatlarında daha çok Türk işçiler çalışmış. Halen Bulgaristan inşaat sektöründe ağırlıkta Türk işçiler çalışıyorlar. Ormanlık olan bu alanda inşaat sırasında daha önceden hesaplanmamış bir engelle karşılaşılıyor. Yılanlar... İşçiler ve şantiyeler yoğun yılan saldırısına maruz kalıyorlar ve işler nerdeyse durma noktasına geldiği anda komünist yönetim bir çare buluyor. Tüm ülkeden ve Romanyadan Kamyonlar dolusu Kirpi getirilerek bu bölgeye salınıyor. Bu kirpiler yılanları avlayarak bölgeyi temizliyorlar ve inşaatlar devam ediyor. Üzerinden geçen yıllara rağmen hala bölgede pek çok kirpi görmek mümkün. Elbette bu kirpilerin ekolojik denge üzerindeki etkileriyse ayrıca bir çalışma konusu olmaya aday.

Varna'nın kuzey girişindeki denizcilik müzesi ve parkı, mutlaka gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Varna Center olarak anılan şehir merkezine kadar uzanan bu park oldukça bakımlı ve güzel. Bu parkın sahil tarfına ise İstanbul'daki Reina, Sortie gibi yazlık mekanların benzerleri yada küçük kopyaları yapılmış. Oldukça büyük bir alanı kaplayan bu parka varnalıların ilgisi büyük. Bu parkın hemen üst kısımlarında ise çoğu bölgesi araç trafiğine kapalı ve sağlı sollu restaurant, cafe, butik ve mağazaların konumlandığı ve bizim Taksim ve İstiklal caddesini andıran bir meydan var. Şehrin kalbi burada atıyor demek mümkün. Buradaki cafe ve mağazalara yoğun bir ilgi var. Dünya markalarını burada çok fazla bulamıyorsunuz ve mağazalar oldukça küçük. Dolaşırken Ramsey'e ait bir mağaza gördüm, bunun haricinde çok fazla Türk markası yoktu. Yine bu kesimde faaliyet gösteren bir Türk lokantasıda mevcut. Döviz yada Türk liranızı buralarda sıklıkla bulunan bir döviz büfesinden değiştirmeniz sizin avantajınıza olacaktır. Zira en uygun kurlar burada. Ancak yinede dikkatli olun çünkü günümüzde kullanılmayan eski Bulgar paralarının turistlere yeni paraymış gibi verilmeye çalışıldığını belirtmeden geçmeyeyim.

Bu bölgede dolaşırken çok fazla yabancılık çekmiyorsunuz. Etrafta çok fazla Türkçe konuşan insanlar var. Bunlar Varna'da okuyan Türk öğrenciler, Bulgar Türkleri ve Türkçe konuşan Roman'lar. Varna'nın 6 üniversitesinde okuyan çok fazla Türk öğrenci var. Ayrıca ülkedeki Roman vatandaşların nerdeyse tamamının ana dili Türkçe. Bulgarlar ise çok fazla Türkçe bilmiyorlar. Bu kadar içiçe yaşamalarına rağmen Türkçe öğrenmemiş olma sebepleriyse tamamen geçmişte Türklere yönelik yapılan asimilasyon politikasına dayanıyor. Bulgarlarla ingilizce anlaşmanız mümkün. Taksi şoförleri, satıcılar, garsonlar vs. şaşırtıcı derecede çok insan ingilizce biliyor. Bulgar dili rusçaya çok benziyor. Her ne kadar onlar farklı desede konuşma şekilleri ve pek çok kelime rusça konuşan insanları dinlediğiniz izlenimi uyandırıyor. Tabelalarda Kril alfabesi yaygın ancak ingilizce olanlarada rastlanabiliyor.

Varnadaki ilk öğle yemeğimizi buradaki meydana yakın bir cafede yedik. Ünlü Şopska salataları gerçekten lezzetli. Bizdeki kaşar peynirine benzeyen Kaşkaval peynirini hamur un içine koyarak yaptıkları Kaşkaval panede favorilerim arasında. Ayrıca buradaki restoranlarda deniz ürünlerinden her nevi et e kadar çok geniş menüler bulabilirsiniz. Yemekler lezzetli ve fiyat olarak uygun. Bu bölge aynı zamanda şehrin kültür hayatınında merkezi. Tiyatro, opera, üniversite, müze ve sanat merkezlerinin çoğu bu bölgede.

Etrafta hediyelik eşya satan küçük tezgah ve işportacılar var. Pazarlık etmeyi unutmayın. Alış veriş için Varna cazip bir şehir değil. Giyim, kuşam, elektronik yada kozmetik konusunda fiyatlar Türkiye'den daha pahalı. Çeşit az ve çok fazla seçeneğiniz yok. Mutlaka alış veriş yapacağım diyorsanız bu bölgeye biraz uzak olan Varna Mall olarak adlandırdıkları bir alışveriş merkezine taksi ile gidebilirsiniz. Taksi fiyatları çok pahalı değil. Taksiciler genelde taksimetre kullanıyor ancak bizdeki taksi sorunları buradada mevcut. Bazı taksimetreler hileli ve normalin 4-5 katı ücret yazabiliyor. Taksicilerin bir kısmıda bizdekiler gibi kısa bir mesafe olsa dahi yolu uzatarak sizden haksız kazanç elde edebiliyor. Dikkatli olmakta fayda var.

Varna mimari açıdan diğer avrupa kentleriyle karşılaştırıldığında biraz sönük kalıyor. Şehirdeki eski yapılar genel olarak Osmanlı etkisi taşıyor. Şehir farklı kültür ve medeniyetlerin etkisi altında kalmış olsada, bu etkiyi mimari açıdan pek fazla taşımıyor. Genelde eski rus tarzı binalar, Osmanlı eserleriyle harmanlanmış durumda. Görkem ve işçiliğiyle hayranlık yaratan ve avrupada çok fazla görebileceğiniz "art neuve" akımı buralara fazla uğramamış görünüyor. Şehir mimari açıdan eski ve bakımsız.

Bogorodichno Katedrali dışında büyük ve görkemli ibadethaneler yok. Bu katedralse mimari açıdan avrupadaki benzerlerinin arasında oldukça gölgede kalıyor. Elbette bunlar benim fikirlerim. Konu hakkında uzman olmadığım için yanılıyor olabilirim. Bu konuya meraklıysanız gitmeden daha detaylı bir araştırma yapmanızda fayda var.
Akşam saatlerine yakın kısa şehir turumuzu bitirerek otelimize doğru yola çıkıyoruz. Ertesi gün Türklerin yoğun olarak yaşadığı Balçık kasabasına gün boyu sürecek bir tur yapacağız.

Bulgaristan-Varna Seyahati-1

Dış ticaret temsilciliğini yaptığım şirketlerden birinin bayileri için düzenlemiş olduğu organizasyona davet edilmemle başladı Bulgaristan seyahatim. Çeşitli aksaklıklar sebebiyle 3 defa tarihi değişen geziye neredeyse katılmama kararı vermişken yine bir son dakika refleksiyle guruba istanbulda dahil oldum. Seyahatin vize aşamasında başlamıştı aksaklıklar. Pasaportumda bulunan yüzlerce vizeyi veren ülkelerin kabul ettiği fotoğrafımı Bulgar vize makanları ne yazıkki kabul etmediler. Seyahat acentesi beni arayarak biyometrik fotoğraf çektirmem gerektiğini söyledirler. Fotoğrafım zaten biyometrikti. Ancak komşu'ya ayıp olmasın bir fotoğraf için gönüllerini kırmayayım diye yeniden bir biyometrik fotoğraf çektirerek acenteye yolladım. Sonradan anladımki fotoğraf felan bahane. Üyeliklerinin onaylanmasına rağmen hala entegre olamadıkları ve içten içe taşıdıkları Avrupa Birliği ülkelerinin en zayıf halkası olma kompleksi ile akılları sıra vize aşamasında çok titiz olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Palavra... Bunun neden palavra olduğunu yazının ilerleyen kısımlarında anlayacaksınız.
Herneyse, dönelim biz seyahatin başlangıcına. Gurup geziyi organize eden şirketin KEYAP daki şubesinde belirlenen saatte buluştu(laf aramızda ben biraz geciktim ;) Buluşma esnasında pasaportlarımızı dağıtmaya başlayan aynı zamanda adaş olduğum(36 yıl boyunca hiç bir adaşımla yüzyüze tanışma fırsatım olmadığını belirtmek isterim)rehberimiz Günay guruba ilk şokunu yaşattı. Ne yazıkki 6 kişinin pasaportuna vize verilmemişti. Bu pasaportların bir kısmında Avrupa birliği ülkeleri dahil pek çok ülkenin vizesi olanlarda vardı, henüz yeni hiç vizesi olmayanlarda. Standardı yoktu anlayacağınız Bulgar vizesinin. Pasaportumu elime alıp kontrol ettiğimde, yeni çektirmiş olduğum biyometrik fotoğrafı beğenmemiş olacaklarki yine eski fotoğrafı kullandıklarını gördüm. İşin asıl herkesi dumur eden yanı seyahati organize eden firmanın ortaklarından bir tanesinin vizesinede benim fotoğrafımı kullanmış olmalarıydı. Sanırım beni daha yakışıklı ve karizmatik buldular ;) Seyahat tarihinin sürekli değişmesi nedeniyle 50 kişiden 20 li rakamlara düşmüş olan guruptan 6 kişi daha fire verdik. Bu sebeple asıl ayarlanan 50 kişilik otobüste değiştirilmek zorunda kalındı. Son dakikada yaşanan bu sürpriz seyahat acentasını yeni bir arayışla 20 kişilik bir araç bulmaya itmiş. Kısacası vize alamayanlar geri döndü, bizse bindik 20 kişilik küçük otobüsümüze koyulduk yola. Son dakikada ayarlanan bu küçük otobüs oldukça rahatsız bir araçtı. Şoförleri ise apayrı bir yazı konusu. Son dakika ayarlaması sebebiyle vizesi olan şoför bulunamamış. Haliyle kıvrak bir zekayla bu aracı kullanabilecek 2 yeşil pasaport sahibi aranmış ve biri emekli polis diğeriyse köy muhtarı olan 2 şahıs şoför olarak aracı devralmışlar.

Yolculuk planı gereği Dereköy sınır kapısından yurdu terketmek üzere yola çıktık. Sarsıntılı bir yolculuğun ardından saat 01:30 sularında Dereköy sınır kapısına ulaştık. Otobüsten indik Türk sınırında pasaport işlemlerimizi yaptırarak çıkış mühürlerimizi vurdurduk ve Bulgar tarafına geçtik. Beni asıl hayrete düşüren olayda burada yaşandı. Vize için türlü zorluklar çıkaran, 6 kişiyi sebepsiz yere vize vermeyerek geri çeviren Bulgar'lar otobüse gelip kapıdan rehberimizin daha önceden hepimizden toplamış olduğu pasaportları aldı, işlemlerini yaptırdı ve geri getirip kendisine teslim etti. Bu esnada rehber hariç hiçbirimizin yüzünü dahi görmedi. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Madem kontrol etmeyecektin niye 2 defa resim istedin? Madem çok titizsin neden benim resmimi başka birinin vizesinde yanlışlıkla kullandın? Madem vize önemli, neden bu pasaporttaki resimle şahıs uyuyormu diye kontrol etmiyorsun? Hep kafama takılan bir soru, aranan suçluların nasıl kolayca yurt dışına çıkış yapabildikleriydi. Bu soruyada bu vesileyle cevap bulmuş oldum.

Aracımızın küçük ve uzun yola çok uygun olmaması sebebiyle sarsılarak rahatsız bir şekilde Dereköy sınır kapısına ulaştığımızdan bahsetmiştim. Yanılmışım...Biz hiç sarsılmamışız. Asıl sarsıntıyı Bulgaristan'a giriş yaptıktan sonra gördük. Küçük otobüsümüz virajlı yollarda resmen rodeo boğası gibi zıplaya zıplaya ilerlerken gecenin geç saatleri olmuştu. Avrupa Birliği'nin görünenin aksine bir çifte standartlar ve hukuksuzluklar oluşumu olduğunu düşünürdüm. Bulgaristan seyahatim bu tezimin doğruluğunu daha ilk dakikalarda doğrulamaya başladı. Giriş kapısı ve yollarıyla adeta benim tezimi destekler kanıtlar oluşturmak için çaba gösteriyordu Bulgarlar. Hoplayıp zıplayarak ilerleyen otobüsümüz geceden sabaha doğru yol alırken sarsıntınında etkisiyle kısa aralıklarla uykuya dalıyor, oturduğum koltuktan otobüsle beraber zıplayarak uyanıyor ve yeniden uykuya dalmaya çalışıyordum. Sabahın ilk ışıklarıyla eski bir Osmanlı kenti olan Burgaz'a ulaştık. Karadeniz kıyısında küçük bir kent olan Burgaz oldukça şirin ve güzel manzarasıyla dikkat çekiyor. Uyku arasında yarım açık gözlerimle şehri seyrederken acemi şoförlerimizin yolu şaşırıp sürekli aynı yerde döndüklerini farkediyorum. Daha fazla gerilip strese girmemek için gözlerimi kapatıp tekrardan uyumaya çalışıyorum.

Sabah 8 civarlarında Varna şehrine ulaşıyoruz. Bu yolculuk tüm gurup üyelerini fazlasıyla sarsmış görünüyor. Varna şehir içinden geçerek kalacağımız otelin bulunduğu Golden Sand's(Altın Kumlar) bölgesine doğrı ilerliyoruz. Altın Kumlar Varna merkeze yaklaşık 16km uzaklıkta. Kara tarafı göz alabildiğine ormanlarla kaplı küçük tepeciklerden oluşuyor. Ülkemizde hep hırçınlığıyla bilinen Karadeniz burada uslu bir çocuk gibi. Ormanların içinden kıvrılaran yollardan geçerek Bulgaristanın en ünlü tatil bölgelerinden biri olan Golden Sand's a ulaşıyoruz. Virajlı ve dar yolların kenarları irili ufaklı otellerle çevrili. Bu otellerin hiç birisi bizim Antalya'dan alışageldiğimiz büyüklükte ve kalitede tesisler değil. Daha çok 2-4 yıldızlı Alanya şehir otellerini andırıyorlar. Uzaktan koyu renkli suları ve gerçekten adını aldığı altın renkli kumlarıyla Golden Sand's sahilleri görünüyor. Neredeyse tüm sahil şezlong ve şemsiyelerle bezenmiş. Plajın arkasındaysa bar, cafe, restaurant ve küçük mağazalar var. Bunların bir kısmı hediyelik eşya, bir ksımıysa ünlü markaların taklit ürünlerinin satıldığı küçük mağazalar. Kalacağımız otelin ismi Astera. Bu otel o çevrede bulunan yüzlerce otel içinde en bilinen bir kaç tanesi arasında. Girişte geniş bir lobi, sağda küçük bir Casino, soldaysa orta büyüklükte bir restaurant bölümü bulunuyor. Lobinin ortasında bulunan merdivenlerle bir üst kattaki kapalı ve açık havuzla birlikte sağlık merkezine ulaşmak mümkün. Ülkenin para birimi Leva ve pek çok yerde Türk lirası ile değiştirilebiliyor. 1 TL yaklaşık 0,85-0,90 leva. Otelimiz genel itibariyle oldukça güzel. Temiz ve bakımlı. Sabah kahvaltısında çok zengin olmamakla birlikte aç bırakmayacak kapsamda açık büfe kahvaltı sunuyorlar. Ben hayatımın büyük bölümünü yurtdışı seyahatlerde geçirmem nedeniyle yemeği çok sorun etmiyorum ancak gurubun diğer üyelerinin yol boyunca tartıştıkları yemek problemide böylece çözümlenmiş oluyor. Kahvaltı ertesi yorgunluğumuzu atmak için istirahate çekiliyoruz. Öğleden sonra Osmanlıdan yoğun izler taşıyan Varna kentinde küçük bir şehir turu yapacağız ve enerji toplamamız gerekiyor.


17 Haziran 2009 Çarşamba

Tasarım harikası ürünler


Bu gün eposta kutuma düşen bir maille haberdar olduğum siteyi tanıtmak istiyorum sizlere. www.innobees.com. Ne yalan söyleyeyim genelde spam mailleri pek açmam. Ancak bazan cidden ilginç ürünler karşınıza çıkabiliyor. Bu sitede bulunan ürünler genellikle hediyelik yada kişisel kullanım amaçlı. Özel günlerde yada birine hediye almak istediğinizde sıradanlıktan sıkıldıysanız mutlaka gözatın. Eminim sizde oldukça hoş ürünler bulacaksınız. Mesela yanda gördüğünüz şarap şişesi tutacağı. Aslında fizik kuralları çerçevesinde üretilmiş bir ürün ama fiziğin ötesinde bir görünüme sahip. Bu sitede pek çok benzer ürün bulabilirsiniz.

Başlarken...

Merhabalar.

Bu sayfalar aracılığıyla sizlere binbir hece masallar anlatacağım. Bazen yepyeni bir ülkeye dair seyahat notları olacak masallarım, kimi zaman ise günlük hayata dair yaşanmışlıklar. Bazen abartacağım evliya çelebi misali, kimi zamansa virgülüne dokunmadan paylaşacağım. Ama hepsinin bir parçası ben olacağım. Zaman zaman kendi çekmiş olduğum amatör fotoğraf çalışmalarımı beğeninize sunacağım, çekildiği mekanlar hakkında bilgi verip yorumlarınıza başvuracağım. Almayı düşündüğüm şeyler hakkındaki araştırmalarımı paylaşıp sizin fikirlerinize başvuracağım. Kısaca hayata dair herşeyi paylaşıp yorum aralıklarında hayatlarımızı birleştireceğiz.